Babam çalıştığı yerden maaş alır.
Aldığı maaşın bir kısmını vergi olarak devlete verir.
Babam bana da harçlık verir.
Harçlığımın birazıyla bakkaldan çikolata alırım.
Bakkal bana fiş, devlete vergi verir.
Çikolatayı yer, kâğıdını çöpe atarım.
Kâğıt çöpünün benim gözümde bir değeri yoktur,
Ama devlet gözünde katma değeri vardır.
Babam, bir de çöp vergisi verir.
Çikolata kâğıdını çöpçüler alır.
Çöpçü, devletten maaş alır.
Çöpçü, maaşının bir kısmını vergi olarak devlete verir.
Vergi;
Yol, su, elektrik olarak geri gelir.
Bizim eve, su ve elektrik faturası gelir.
Babama bir haller gelir.
Biner arabasına, işe doğru yola çıkar.
Yol parası verir.
Benzin ışığı yanar.
Benzine verdiği vergi, ederinin üç mislidir.
Çalıştığı yer, kalıpçılıkla ilgilidir.
İşlenecek çeliği aldıkları şirket, çelik alırken vergi
verir.
Babamlara satarken, babamlar vergi verir.
Bizimkiler çeliği işler, başkasına satar.
Satıştan kazandıkları paranın bir kısmı yine vergidir.
Türkiye’de halk, kendi kendini yönetir.
Fakat ‘vergi’, nedense iktidara gider.
Halka hep ‘zam’ gelir.
Şimdi buna ne denir?