Öğretmenin teki yazılı sınavda öğrencilerine bir soru
sormuş, ‘Yüzyılın en önemli icadı nedir?’ diye. Öğrencilerden bir sürü
teknolojik cevap gelmiş, ’Cep telefonu, televizyon, bilgisayar, internet, uçak,
araba vs.’… Şimdi siz de bir cevap verin… Öğretmenin yüz (100) puan verdiği
cevap, ‘Tuvalet kâğıdı’ imiş.
Aslında pek çoğumuza şaşırtıcı geliyor bu sonuç. Ama düşününce
çok da haksız değil öğretmen! Yapılan binlerce icat var ve bunların hepsi bizim
hayatımızda bir yere sahip. Peki, teknolojinin geldiği bu son noktada, bu
icatların hayatımızı ne kadar kolaylaştırdığını söyleyebiliriz?
‘Delikli boru çıktı, mertlik bozuldu!’ demişler. Yok artık
öyle kılıçla, okla çetin savaş. Sam Amca bir tuşa basıyor, koca şehir havaya uçuyor.
Olayın biyolojik izleri günümüze kadar gelebilmiştir! Geçelim…
Cep telefonuna bakıyorsun… Bir fotoğraf karesi var aklımda, dört
kişi bir kafede oturmuşlar, birbirlerinin suratlarına baktıkları yok! Hepsinin
elinde birer cep telefonu, kim bilir kiminle mesajlaşmaktalar! Yaydığı
radyasyonu da geçtim, duvar bu cep telefonları duvar! Milletin yüz yüze konuşmasını
engelliyor ama oturduğun yerden Kanada’ya telefon açabiliyorsun!
Hatırlıyorum, başımdan geçmişti. Kız arkadaşımla bir akşam
yemeğindeyim. Böyle mumlar yakılmış filan, el ele tutuşmuşuz, gayet romantik
bir ortam. Kız arkadaşımın kulağına sevgi sözcükleri fısıldamaktayım… Derken ‘Çaaat’,
bir telefon! Kız arkadaşımı işten arıyorlar. Konuş babam konuş… Tam kapatıyor,
bir telefon daha. Kapatıyor, bir tane daha! Böyle nasıl söyleyeyim, sinir krizi
geçirmemem elde değildi! Şimdi 3G teknolojisi geldi bir de ülkemize… Hoş geldi…
Arkadaşlarımla yüz yüze konuşamaz oldum, bir de telefonda yüz yüze konuşacağım
ha! Öyle mi?
Televizyon, bilgisayar desen ufacık tefecik, içi bomboş
kutucuk! Böyle bir koltuğa – sandalyeye oturmuş, saatlerce esirisin aletin! Git
bir spor yap, yoook! Benim çocukluğum bahçelerde – tarlalarda koşa koşa oyun
oynayarak geçti. Günümüzdekilere bakıyorum, hepsinin çocukluğu sadece başparmaklarını
hareket ettirdiği bir oyun konsolunda, futbolcuyu koşturmakla geçmekte!
Geçelim ulaşıma… Arabana binip, çıkmışsın yola. Hani eskidendi
ya, zaten yol bir sürü köyün içinden geçmekte. Git bir köy kahvaltısı yap!
Susurluk mu, ayran iç! Ayvalık mı, tost ye! Ezine mi, peynir al… Şimdi bir
otoban var, dümdüz git! Hiçbir şey yok! Ne oldu? Yol bir saat kısaldı! Ne oldu?
Köy aç kaldı… Eee iş yok! Köydeki ne yapacak? Topla bavulu, ver elini İstanbul
– Ankara kardeş… Uçakla yolculuk da yaygınlaştı ya şimdi, uçakta içtiğim su
için bile para istiyor namussuzlar!
Yalnızız şu fani dünyada, hem de hiç olmadığımız kadar
yalnızız! Kalorifer petekleri çıktı, herkes çekildi kendi odasına! Nerede
sobanın tüm aileyi bir arada tutan sıcaklığı? Ben size söyleyeyim: Buhar oldu
uçakla uçtu gitti… Tadına hasret kaldım yahu, annem kestane pişirmez oldu…
Görüyorum bundan 30 yıl sonrasını… 18 yaşında yüz kiloluk
bir genç; odasında oturmuş, sol eli oyun konsolunda, sol tarafında duran ekrana
bakarak oyun oynamakta, sağ eli klavyede, sağ tarafında duran diğer bir
ekrandan internet üzerinden oyun oynadığı arkadaşına laf sokmakta ve diğer
arkadaşlarına da laf yetiştirmekte, tam karşısına da cep telefonunu koymuş, kız
arkadaşıyla görüntülü muhabbet teknolojisiyle flört etmekte, arada klavyeyi
bırakıp cep telefonunun ekranından kızın elini tutmakta, okşamakta, öpmekte!...
Ben mi çok karamsarım, garibim diye düşünüyorum bazen! Ben
mi hep suyun ters istikametine doğru yüzmeye çalışıyorum diye… Odama bakıyorum…
Cep telefonum hemen yanı başımda, bu yazıyı dizüstü bilgisayarımda yazmaktayım.
Birazdan da internet üzerinden gazeteye ulaştıracağım… Hayır! Teknoloji aslında
yeri ve zamanı geldiğinde, gerektiği kadar kullanıldığında güzel! Çok mu
aceleniz var, tabii ki uçağa atlayıp gideceksiniz! Dünyadan haberiniz mi yok,
tabii ki televizyonu açıp haberleri izleyeceksiniz! Bir yazı yazıp gazeteye mi
göndereceksiniz, tabii ki elyazısıyla yazıp, postayla göndermeyeceksiniz! Soba
kullanıp, çevreyi de kirletmemeniz gerekir elbet, ama o aile sıcaklığını
kalorifer petekleriyle de yaşatmayı bilmeniz gerek, değil mi… Annem beni merak ettiğinde elbet cep
telefonumdan ulaşacak bana! Arada siz de oyun oynayacaksınız bilgisayarla! Diyesim o ki, bu teknolojik aletleri kullanmanın yeri,
zamanı ve ölçüsü çok önemli…
Gelin, siz de bir sınır koyun teknolojiye! Gerçek hayattan
soyutlamadan geçirin ömrünüzü! Arkadaşlarınızla kafeye gidip birer çay içip
muhabbet etmenin yerine, internetten yirmi kişiyle mesajlaşıp sohbet etmeyi
koymayın mesela. Veya ailenizi arayıp nerede olduğunuzu ve kaçta geleceğinizi bildirdikten
sonra cep telefonunuzu kapatın… Arada odanızdan çıkıp, ailenizle sohbet edin.
Unutmayın! İnternet siz olmasanız da olacak, aileniz, dostlarınız,
arkadaşlarınız size - muhabbetinize muhtaç ama…
Biliyorum, çoğunuz yazının başında sorduğum soruya, ‘Cep
telefonu’ diye cevap verdiniz. Ve şimdi bir daha soruyorum! Tuvalet kâğıdı mı,
cep telefonu mu? Hangisi bir mecburiyet aslında…